Deyimlerin ardındaki hikâyeler

Dilimizin en renkli tarafı, hiç kuşkusuz deyimleridir. Günlük konuşmalarımızda sıkça kullandığımız bu sözler, çoğu zaman farkında bile olmadan bizi yüzyıllar öncesine götürür. Çünkü her deyimin ardında bir yaşanmışlık, bir tarihî anekdot, bir kültürel iz vardır.

Ağzınla kuş tutsan nafile! Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerinde, Fransa ile iyi ilişkilerin kurulduğu yıllarda Topkapı Sarayı’nda huzura kabul edilmeyi bekleyen Fransa elçisi, işinin çok önemli ve acele olduğunu söyleyerek kızlar ağasını ikna etmeye çalışır. Bunun üzerine şu yanıtı alır: “Şevketli padişahımız bugün çok hiddetli. Biraz önce külahından tavşan çıkaran, alev alev yanan çubukları ağzında söndüren, havaya uçurduğu kuşu birkaç sözüyle geri döndürüp ağzıyla ayaklarından yakalayan hünerli bir hokkabazı dahi huzurundan kovdu. Senin anlayacağın, ağzınla kuş tutsan nafile. Ama yine de büyük bir hünerin varsa söyle, zat-ı şahaneye arz edeyim.”

Ateş pahası… Kanuni Sultan Süleyman maiyetiyle Halkalı civarında ava çıkar. Aniden başlayan şiddetli yağmur sebebiyle padişah ve adamları bir eve sığınır. Ev sahibinin yaktığı ateşin karşısında ısınan padişah, “Şu ateş bin altın eder” der. Ertesi gün borcunu sorunca ev sahibi “1001 altın” cevabını verir. Ateşe bin altın değerini padişah biçtiği için, konaklama bedelini bir altın olarak eklediğini söyler. Böylece “ateş pahası” deyimi doğar.

Balık kavağa çıkınca… İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açıldığı noktadaki Rumeli ve Anadolu Kavakları’nda balık tutmak zordur. Balığın bol olduğu zamanlarda şehirde tutulan balıklar Kavaklar’a kadar götürülüp satılırdı. Diğer zamanlarda düşük ücretle balık almak isteyenlere balıkçılar, “O sizin dediğiniz ücret, balık kavağa çıkınca olur” derdi. Böylece “balık kavağa çıkınca” deyimi, imkânsız bir durumu anlatmak için kullanılmaya başlanmıştır.

Başında kavak yeli esmek. Rumeli ve Anadolu Kavakları’nın sert rüzgârlarından doğan bu deyim, sorumluluk duygusundan uzak, zevk ve eğlence peşinde koşan gençler için kullanılır.

Çarşamba pazarı(na dönmek). Osmanlı döneminde Fatih Camii çevresinde kurulan Çarşamba pazarı, kalabalığı ve kargaşasıyla meşhurdu. Bu yüzden düzensiz ve karışık ortamlar için “Çarşamba pazarı” denir.

Dingo’nun ahırı! Atlı tramvayların kullanıldığı yıllarda Şişhane yokuşunu çıkmak için ek atlar koşulurdu. Bu atlar Taksim’de Dingo adlı bir Rum’un ahırında dinlendirilirdi. Gün boyu girip çıkan atlar nedeniyle “herkesin girip çıktığı yer” anlamında “Dingo’nun ahırı” deyimi doğmuştur.

Dolap çevirmek. Eski konaklarda haremlik ve selamlık arasında yemek servisi için kullanılan dolaplar, gizli pusulalarla haberleşmeye de yarardı. Bu yüzden “gizli işler yapmak” anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

Eşref saati. Önemli işlere başlamadan önce müneccimlerin tayin ettiği uğurlu vakitlere “eşref saati” denirdi. Günümüzde ise “uygun zamanı beklemek” anlamında kullanılır.

Gözden sürmeyi çekmek. Haliç Tersanesi’nde “göz” denilen bölmelere konan “sürme” keresteler bazen hırsızlarca çalınırdı. Bu yüzden “hırsızlıkta marifet göstermek” anlamında kullanılır.

Kabak tadı vermek. Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı medresede talebelere sık sık kabak yemeği çıkması, zamanla “bıktırıcı hâl” için bu deyimin doğmasına yol açmıştır.

Marmara çırası gibi tutuşmak. Marmara Adası’ndan getirilen reçinesi bol çıralar kolayca tutuşurdu. Bu yüzden “çabuk öfkelenmek” anlamında kullanılır.

Püsküllü bela. II. Mahmud döneminde fesin yaygınlaşmasıyla püskülleri zahmet çıkaran fesler, “baş belası” anlamında “püsküllü bela” deyimini doğurmuştur.

Üsküdar’da sabah oldu. Üsküdar’daki müezzinler sabah ezanını Beşiktaş’tan önce okurdu. Bu yüzden “geç kalmak, zamanını geçirmek” anlamında bu deyim kullanılmaya başlanmıştır.

Yelkenleri suya indirmek. Gemiler yabancı ülke sınırına girince saygı gereği yelken indirirdi. Fatih Sultan Mehmed’in emriyle yelken indirmeyen bir Ceneviz gemisi batırılınca bu deyim, “boyun eğmek, geri adım atmak” anlamında dilimize yerleşmiştir.

Zıvanadan çıkmak. Zıvana, parçaların birbirine geçmesini sağlayan kısımdır. Yerinden çıkınca işlevini yitirir. Bu yüzden “çok öfkelenmek, delirmek” anlamında kullanılır.

7 EYLÜL AYDIN’IN KURTULUŞU

Bugün, güzel Aydınımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 104. yıldönümünü kutluyoruz. 7 Eylül 1922’de Aydınlıların cesareti, milli mücadelenin azmiyle birleşti ve şehrimiz özgürlüğüne kavuştu.

Bu anlamlı günde; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatan uğruna canını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.

Yaşasın bağımsızlık, yaşasın Aydın!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.