Diplomalı gençliğin sessiz çığlığı

İçim sızladı…
Yüreğim parçalandı…

Bugün genç bir kardeşimden gelen bayram mesajını okudum. O satırları okuyunca, vicdan sahibi her anne babanın içinin burkulacağına eminim. Hele ki 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladığımız bu anlamlı günde…

Bu genç kardeşimin bana gönderdiği mesajı, tek bir kelimesine dokunmadan paylaşmak istiyorum. Çünkü bu mesaj yalnızca onun değil; üniversite mezunu olmasına rağmen işsiz kalan, hayata tutunmaya çalışan milyonlarca gencin sesi aslında.

“1980 Mersin doğumluyum. Mersin Üniversitesi İşletme ve Anadolu Üniversitesi Turizm Otelcilik mezunuyum. Yıllarca değişik kulüplerde basketbol oynadım. 4 yıl radyo programı yaptım ve ödüller kazandım. Heykel ve biblolar yapmak hobilerim arasındadır. Yıllarca bankacılık, restoran ve kafe sektöründe müdürlük yaptım. Şimdi ise bir çay ocağı işletiyorum. Atatürk’ün kurduğu bu ülkede onun ilkeleri doğrultusunda yaşıyorum ve yaşamaya da devam edeceğim. Bu kadar işsizliğin ve düzensizliğin olduğu bir ülkede genç olmak zor olsa da inadına bütün gençlerimizin ve kendini genç hisseden herkesin bayramını kutluyorum.”

İki ayrı üniversite diploması…
Kariyer var, yöneticilik deneyimi var…
Diksiyon var, iletişim gücü var…
Kültür var, birikim var…

Tesadüfen tanıştım bu genç kardeşimle. Son derece saygılı, beyefendi, düzgün Türkçe konuşan, araştıran, merak eden, öğrenmeye açık bir gençti. Böyle pırıl pırıl bir delikanlıyla tanışmaktan mutlu oldum ama aynı zamanda içim acıdı.

Eski bir öğretmen ve üniversite mezunu üç evlat yetiştirmiş bir baba olarak düşünüyorum: Böyle yetenekli gençler neden işsiz?

Çünkü gençlik, bir milletin geleceğidir. Umududur. En büyük zenginliğidir. Hatta gençlik, bir toplumun seçilmemiş ama en seçkin temsilcisidir.

Elbette namusuyla çalışmak, helalinden rızkını kazanmak ayıp değil. Çay ocağı işletmek de emektir, alın teridir. Ancak mesele şu: Yıllarca okuyup emek veren, kendini geliştiren gençlerin hayallerinin son durağı yalnızca “hayatta kalma mücadelesi” olmamalıydı.

Bütün yaşadığı zorluklara rağmen hâlâ şükreden, hayata tutunmaya çalışan milyonlarca genç var bu ülkede.

107 yıl sonra yine büyük bir coşkuyla 19 Mayıs’ı kutladık. Meydanlar doldu, marşlar söylendi, bayraklar dalgalandı. Ama bir yanda da sayıları 10-11 milyona ulaştığı söylenen işsizler ordusu büyümeye devam ediyor.

Bir zamanlar “herkes okuma yazma öğrensin” diye en ücra köylere bile okul açılırdı. Sonra o okullar taşımalı eğitim gerekçesiyle kapatıldı. Ardından aynı anlayışla neredeyse her ile üniversite açıldı. Büyük şehirlerde yüzlerce üniversite oluştu.

Her yıl milyonlarca öğrenci eğitim görüyor. Yüz binlerce genç üniversiteye giriyor, bir o kadarı mezun oluyor. Ancak mezun olan gençlerin önemli bir kısmı işsizler ordusuna katılıyor.

Diploma artık çoğu genç için sadece çerçeveye asılan bir kâğıt parçasına dönüşmüş durumda.

Gençler yıllarını veriyor…
Uykusuz geceler geçiriyor…
Sınavlara hazırlanıyor…
Yoksullukla mücadele ederek okuyor…
Ama sonunda çoğu zaman karşılarına liyakat değil; torpil, kayırmacılık ve adaletsizlik çıkıyor.

Kimi yazılı sınavı kazanıyor ama mülakatta eleniyor.
Kimi öğretmen oluyor ama atanamıyor.
Kimi üniversiteyi kazanıyor ama barınma ve ekonomik imkânsızlıklar yüzünden okulunu bırakıyor.

Bugün milyonlarca genç evine kapanmış durumda. “Ev gençliği” diye tanımlanan büyük bir kayıp yaşanıyor. Ne üretime katılabiliyorlar ne toplumsal hayata…

Oysa mesele yalnızca gençlerin meselesi değil; ülkenin geleceği meselesidir. İnsan kaynaklarının, eğitim politikalarının ve ekonomik planlamanın bilimsel verilerle, akılcı biçimde yapılması gerekirken; plansızlık hem ülke kaynaklarını tüketiyor hem de gençlerin umutlarını.

Dün Aydın'da 19 Mayıs’ı kutladık. Samsun’dan İzmir’e, İstanbul’dan Ankara’ya kadar her yerde coşkulu törenler vardı. Ama ben o meydanlarda aynı zamanda geleceğe dair kaygı taşıyan genç yüzleri de gördüm.

Bu ülkenin gençleri mutlu olursa, işi ve aşı olursa hepimiz mutlu oluruz.

Çünkü onlar bu milletin evlatlarıdır.

Biz büyüklerin görevi; onları ayırmadan, ötekileştirmeden sevmek, anlamak ve sahip çıkmaktır.

Şair-yazar Şerif Kutludağ’ın dizelerinde söylediği gibi:

“Sevmek,
Gülü dalında sevmektir koparmadan…
Bülbülü gülün dalında sevmektir şakırken…

Sevmek,
Ne kekliği vurmaktır eti için,
Ne kafeste hapsetmektir sesi için…

Sevmek,
Yıldızları gözleriyle öpmektir…
Ayı hilâl iken de, dolunay iken de sevebilmektir her hâliyle…”

İşte gençlerimizi de böyle sevmeliyiz. Her halleriyle… Her farklılıklarıyla…

Dilerim ki her 19 Mayıs’ta; sorunları çözülmüş, geleceğe umutla bakan, yüzü gülen gençlerin bayramını kutlayabilelim.

Gençler var olsun.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.

Kalın sağlıcakla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum