Cevdet ŞAHİNOĞLU
Eşitlik sınavda başlar…
LGS günü…
Bir tarafta yıllarca çocuğunun başında bekleyen, ders çalışırken uykusundan fedakârlık eden, sınav sabahı evladının elini tutup “başaracaksın” diyen anne babalar…
Diğer tarafta okul kapılarında aynı heyecanla bekleyen yüzlerce veli…
Herkesin duası aynı:
“Yeter ki çocuğum emeğinin karşılığını alsın.”
Çünkü sınav dediğimiz şey sadece bir sınav değildir.
Bir çocuğun geleceğe açılan kapısıdır.
Bir ailenin yıllarca verdiği mücadelenin karşılığıdır.
Tam da böyle bir günde Aydın’da gündeme gelen bir iddia ise başka bir tartışmanın kapısını açtı.
İddiaya göre AK Parti Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş, sınava giren kızını sınıfa kadar götürdü.
Şimdi burada mesele bir annenin çocuğuna destek olması değil.
Bunu kimse tartışmıyor.
Mesele şu:
Aynı sınava giren yüzlerce çocuğun velisi kapının dışında beklerken, bazıları için o kapı biraz daha mı yakın?
Çünkü vatandaşın sorduğu soru basit:
“Bizim çocuklarımızın heyecanı heyecan değil mi?”
“Bizim evlatlarımızın geleceği gelecek değil mi?”
“Kurallar herkes için mi, yoksa bazıları için küçük esneklikler barındırıyor mu?”
İşte tartışmanın düğüm noktası tam burası.
Bir öğrenci velisinin sosyal medya paylaşımındaki şu sözleri, aslında ironinin içine saklanmış büyük bir sitemdi:
“Biz milletvekillerini bunun için seçiyoruz; gelsin, herkesin velisi dışarıda beklerken onun çocuğu bizim çocuğumuzdan öncelikli ve üstün olduğu için sınıfa kadar öğrencisini bırakabilsin diye seçiyoruz, maaşını veriyoruz.”
Evet.
Ama bazen bir vatandaşın sitemi, kürsülerden yapılan uzun konuşmalardan daha fazla şey anlatır.
Çünkü vatandaş burada sadece bir kişiyi değil, bir anlayışı sorguluyor.
“Seçilmişler vatandaşla aynı sırada mı duruyor, yoksa kendilerini ayrı bir yerde mi görüyor?”
Oysa milletvekilliği bir ayrıcalık makamı değildir.
Tam tersine daha fazla sorumluluk makamıdır.
Çünkü vatandaşın verdiği yetki, vatandaştan uzaklaşmak için değil; vatandaşın yanında olmak içindir.
Ve siyasette bazen gerçek kadar algı da önemlidir.
Hatta bazen algı, gerçeğin önüne geçer.
Bu olayın tüm ayrıntıları elbette açıklığa kavuşmalıdır.
Kim ne yaptı?
Kim neye izin verdi?
Ne yaşandı?
Bunlar kamuoyunun bilme hakkıdır.
Ama açıklanması gereken bir şey daha var:
Vatandaş neden böyle hissetti?
Çünkü bir veli:
“Ben çocuğumu kapıya kadar götüremiyorum ama başkası götürebiliyor mu?”
diye soruyorsa, orada sadece sınav değil, adalet duygusu tartışılıyordur.
Tam da burada “adalet” kelimesi akla gelmişken, ironik bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Adında “Adalet” bulunan bir partinin Aydın’daki milletvekili Seda Sarıbaş, gündeme gelen iddialar karşısında kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapmazken; bunun yerine farklı bir görüntü üzerinden algı yaratma çabasına tanık olduk.
Neymiş efendim?
Seda Sarıbaş, kimliğini unutan bir öğrenciye yardım etmiş.
Elbette bir öğrenciye yardım etmek kötü bir şey değildir.
Aksine insanlık görevidir.
Ama asıl mesele de zaten burada başlıyor:
Bir milletvekilinin görevi sadece kaybolan kimliği bulmak mıdır?
Yoksa binlerce Aydınlının sorunlarını Meclis kürsüsüne taşımak mı?
Bir vatandaşın sorması gereken sorular aslında çok basit:
Aydın için kaç kez söz aldı?
Aydınlıların talepleri için hangi mücadeleyi verdi?
Şehrin kronikleşmiş problemleriyle ilgili kaç soru önergesi sundu?
Kaç kez gerçekten “Aydın’ın sesi” oldu?
Cevap ise koca bir boşluk… Hiç.
Milletvekilliği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan harçlık istemek ya da yalnızca fotoğraf karelerinde görünmek için çaba harcamak değildir.
Milletvekili;
Sorar.
Takip eder.
Denetler.
Hesap sorar.
Şehrinin hakkını savunur.
Yoksa ortaya şöyle bir tablo çıkar:
Vatandaş vekilini sadece bir öğrencinin kimliğini bulduğu anda görür…
Ama Aydın’ın sorunları Meclis’te kim tarafından dile getiriliyor sorusuna cevap arar.
Asıl mesele budur.
Bir siyasetçinin görevi alkışlanacak küçük işler yapmak değil; büyük sorunların peşinden gitmektir.
Çünkü devlet yönetimi, “bakın ne kadar iyi insanım” yarışı değildir.
Devlet yönetimi, “bana verilen emaneti nasıl taşıyorum?” sınavıdır.
Ve bu sınavın adı sadece LGS değildir.
Bazen siyasetçiler için de bir sınav vardır.
Adı:
Eşitliktir.
Adalettir.
Sorumluluktur.
Nitekim tepki gösteren öğrenci velisinin,
“AK Parti’ye oy vermiş biri olarak bu kadro olursa asla oy vermeyeceğim”
sözleri de sadece bir kızgınlık ifadesi değildir.
Bu, bir seçmenin kendi desteklediği partiye verdiği ciddi bir mesajdır.
Çünkü vatandaş bazen muhalefetten önce kendi seçtiğinden hesap sorar.
Sandık günü geldiğinde de son sözü yine o söyler.
Çünkü en büyük denetçi ne Meclis kürsüsüdür ne de sosyal medya…
En büyük denetçi millettir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.