Şerif KUTLUDAĞ
Fatma Nur öğretmenimizin ardından
Recep, Şaban derken Mübarek Ramazan ayına da kavuşmuştuk. Oruçlu günlerin neşesi ve sevincini yaşayalım derken dünyada çağın Hitler’i Trump’un önce barış görüşmeleriyle yumuşattığı/pasifleştirdiği İran’a sonra yaptığı âni saldırının şaşkınlığını yaşarken bu sefer de İstanbul Çekmeköy’den gelen, Fatma Nur ÇELİK öğretmenimizin sorunlu bir öğrenci tarafından öldürüldüğü haberleriyle sarsıldık tüm ülke olarak…
ABD’nin önce CIA ve MOSSAD Ajanları aracılığıyla İran’ın beyin tabakasını biçmesi ardından teknolojik üstünlüğünü kullanarak bombalar yağdırdığı İran’da bir İlk Okula düşen bombadan masum öğrencilerden kaçının öldüğünün bile öğrenemediğimiz vahşi bir saldırıyı dünyayla birlikte biz de seyrediyoruz…
Bu konuyu merak eden okurlarımızın sevgili kardeşim Ali AKSÜT’ün www.aydın24haber.com ‘da 2 Şubat 2026 Pazartesi günü yayınladığı köşe yazısını okumalarını tavsiye ederek yeniden ülkemize geleceğim…
Türkiye, 2 Şubat 2026 günü İstanbul Çekmeköy'de bulunan Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde Fatma Nur ÇELİK öğretmenin öldürüldüğü haberiyle sarsıldı.
Devamsızlık sorunları yaşadığı ve psikolojik tedavi gördüğü için okulun rehberlik servisi tarafından da takip edildiği öğrenilen F.S.B. bir anda Biyoloji öğretmeni Fatma Nur ÇELİK'e saldırıyor. Elindeki bıçakla sağa sola saldırarak kaçan F.S.B. etkisiz hale getirilirken, polis ekiplerince gözaltına alındığını okuyoruz ilgili haberlerde.
Ağır yaralı olarak Sancaktepe İlhan Varank Şehir Hastanesi'ne kaldırılan öğretmen Fatma Nur Çelik, yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybettiğini öğreniyoruz…
3 Mart 1978’den Haziran 2017’ye kadar Liselerde ve PAÜ çatısı altında 40 yıl öğrenci ve öğretmen yetiştirmiş bir eğitimci olarak bu olayın her öğretmen gibi beni de ne kadar çok etkilediğini tahmin edebilirsiniz değerli okurlarım.
Şimdi müsaadenizle ATATÜRK’ten öğretmenlik temalı bir anıyı sunmak istiyorum dikkatlerinize:
“BEN HER ŞEYDEN ÖNCE MİLLETİMİN ÖĞRETMENİYİM”
ATATÜRK Bir akşam, sofrasında sık sık misafir ettiği Behçet Kemal’e dönerek:
“‘Sen çabuk şiir yazarsın, şu içerideki odaya çekil, bende hangi nitelikleri görüyorsan hepsini anlatan bir şiir yaz, emrini verdi.’ Behçet, hemen içeri odaya geçti; aradan yarım saat geçti geçmedi bir büyük manzume ile döndü.
Atatürk: ‘Oku bakalım’ dedi. Behçet, mısralarını ses değerini vurgulayarak, o canlı ve sevimli okuyuşu ile manzumeyi söylemeye başladı. Bunda Atatürk’ün yiğitliği, zaferleri, devrimleri bir bir dile geliyordu. Fakat her zaman Behçet’e bol bol iltifat eden Atatürk, durakladı, yüzünde bir gölge dolaştığını hissettim.
‘Behçet olmamış’ dedi. Benim asıl bir niteliğim var ki onu hiç yazmamışsın. Hepimiz şaşırmıştık. Bu yazılmayan niteliği ne olabilirdi? Atatürk, bizi fazla bekletmedi ve:
‘Benim asıl niteliğim, dedi, öğretmenliğimdir. Ben milletimin öğretmeniyim, bunu yazmamışsın.’.
Bir öğretmen olarak ve öğretmenin misyonuna inanmış birisi olarak heyecandan ve gururdan ağlayasım geldi. İmkân olsaydı ellerine kapanmak isterdim. Öğretmene böyle bir yüce saygıyı en yüce bir ağızdan işitiyordum. Gerçek de bu idi.””
Bir dönem Başbakanlık da yapan Sadi IRMAK’ın “ATATÜRK'TEN ANILAR, O GÜNLERDEN BU GÜNLERE BİR BAKIŞ,” Ankara, 1978’de yayınlanan eserinden sevgili öğretmen kardeşim Rüştü ÇAKIR’dan aktardığım bu anı ile sarsıldım inanın…
Her can azizdir. Her can değerlidir ve her canın yaşama hakkı vardır.
Ne yazık ki toplumsal çözülme mi diyeyim, değer yargılarındaki erozyon mu diyeyim, basit sebeplerden kaynaklı insan ölümlerini kabul edemiyor insan.
Samimi Müslümanlar arasında şöyle bir kabul vardır:
“Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir. Zira âlimler vahyi kendilerine kılavuz edinen Peygamberlerin varisleridir. Toplumları hak ve hakikate yönlendiren rehberlerdir. Geleceğimizi aydınlatan yeryüzü kandilleridir.”
Bir başka söz de: “Alimler, peygamberlerin vârisleridir" der…
Bu kabullerden de anlaşılacağı gibi bizim insanımızın âlime, ilme, eğitimciye ve öğretmene bakışı ve verdiği değer her zaman yüksek olmuştur. Ancak son yıllarda okullarda öğretmenlere, hastanelerde Doktorlara vb kamu görevlilerine saldırılar yapıldığını haberlerde dinliyor gazetelerde de okuyoruz…
Şüphesiz bu türden olayların olmaması için gerekli mevzuatın varlığına, yasa ve genelgelerin varlığına inanıyorum. Fakat gerek terör örgütleri için, gerek şizofrenik sapma yaşayan insanlar için, gerekse güç zehirlenmesi yaşayan Netenyahu ile Trump benzeri kimseler için ne mevzuat fark ediyor, ne insan hakları ne masum insanlar ne de çoluk çocuk fark ediyor….
Yazımı noktalarken Fatma Nur ÇELİK öğretmenine, İran’da ABD saldırısıyla öldürülen masum insanlara. Gazze’de ve Sudan’daki çatışmalarda çlen masum insanlara ALLAH’tan rahmetler diliyorum…
Mekanları cennet olsun…
GÜL/AYDIN… SEVGİLERİMLE…

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.