Gazi Meclis’e yakışmayan manzara

Anadolu’nun “Bozkırın Tezenesi” olarak bilinen büyük halk ozanı Neşet Ertaş, bir eserinde şöyle der:

“Cahildim dünyanın rengine kandım.
Üryan geldim, üryan giderim gene…”

Ne büyük bir samimiyet, ne derin bir hakikat…
İnsanın ne olduğunu, nereden geldiğini ve bu dünyadan nasıl gideceğini ne güzel anlatır.

Büyük mütefekkir Mevlana da şu uyarıyı yapar:

“Kasana, kesene, rütbene sarhoş olma!
Üzüm sarhoşluğuna benzemez,
Teneşir tahtasında ayılırsın…”

Bu sözler, kulağa küpe olacak cinsten ibretlik uyarılardır.

Ancak dün TBMM’de, iki bakanın yemin töreni sırasında yaşanan tekmeli, yumruklu, yaka paça kavga; 86 milyon vatandaşı derinden üzmüştür.
Milli iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclis’te yaşanan bu çirkin tablo, sadece siyaseti değil, demokrasinin itibarını da zedelemiştir.

Sokaktaki vatandaşın sorusu nettir:

“Biz bunları bunun için mi seçtik?

Bu mu demokrasi?”

Halk bu görüntüleri görmek istemiyor.
Ancak bir de işi daha da ileri götüren, “Bu az bile, daha sert olunmalı” diye alkış tutan, kavgayı körükleyen fanatik bir anlayış var.
İşte asıl tehlike de burada başlıyor.

Bu ülkeye yazık oluyor.
Geçim derdiyle boğuşan, ekmeğinin peşindeki millete günah oluyor.

Peki aydınlar ne diyor?
Yazarlar, üniversiteler, bilim insanları, akademisyenler ne düşünüyor?
Sivil toplum örgütleri, meslek odaları, sendikalar neden sessiz?
Bu seçilmiş insanlara, bu seviyesizliğin toplumu germekten başka bir işe yaramadığını söylemek gerekmez mi?

Gazi Meclis’e yakışmayan bu manzarayı demokrasiyle bağdaştırmak mümkün mü?

Eğer bu kavga bir köy kahvesinde, bir muhtar seçimi sırasında yaşansaydı, Allah korusun, meydanda kan gövdeyi götürürdü.
Ama Meclis’te olunca normal mi sayılacak?

Son dönemde hukukun siyasallaştığı algısı, yargı sopası tartışmaları ve özellikle ana muhalefet belediyeleri üzerinden yaşanan gerilimlerin, Meclis’e de yansıdığı açık.
Belli ki gerilim siyaseti, aklın ve sağduyunun önüne geçmiş durumda.

Eğer “baskın basanın” anlayışı meşrulaşıyorsa,
Eğer hak değil güç belirleyici oluyorsa,
O zaman yandı gülüm keten helva…

Kuvvetler ayrılığı,
Yasama, yürütme, yargı,
Demokrasi, milli irade, çoğulculuk, katılımcılık…
Bunlar artık sadece hukuk fakültelerinin ders kitaplarında kalan kavramlar mı olacak?

Bu ülke demokrasiyi darbelerle, ihtilallerle, bedeller ödeyerek kazandı.
Kimse; siyasi parti, din, mezhep, etnik köken ya da inanç üzerinden zorbalıkla bu ülkeye tahakküm edemez, etmemeli.

Elbette “Demokrasilerde zaman zaman kavga olur” diyenler çıkacaktır.
Ama Meclis’teki bu tablo; yorgun, kokuşmuş, istişareyi dışlayan, ben bilirim anlayışının bir yansımasıdır.

Oysa bu ülke, geçmişte de sert siyasi fırtınalar gördü. Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit birbirlerinin en güçlü rakipleriydi; sözler sertti, tartışmalar hararetliydi ama kimse Meclis’in vakarını ayaklar altına almazdı. Çünkü orada sadece siyaset yapılmazdı, devlet ciddiyeti de taşınırdı.

Fikirler çatışırdı ama saygı kaybolmazdı. Sesler yükselirdi ama yumruklar değil. Bugün insanın içini acıtan da tam olarak bu… Siyasetin sertliği değil, nezaketin kaybolmuş olması. Çünkü nezaket kayboldu mu, geriye sadece gürültü kalır; demokrasi değil.

Hatırlayanlar bilir…
Bir törende Demirel’e sorarlar:

“Sayın Başbakanım, Ecevit’in elini sıktınız mı?”

Demirel’in cevabı tarihe geçer:

“Neresini sıkacaktım?”

Ve salon kahkahaya boğulur.

İşte halk, o siyasi olgunluğu, o hoşgörüyü özlüyor.

Bugün ise;
Yüksek maaşlara, harcırahlara, danışmanlara, şoförlere, her türlü imkâna rağmen, Gazi Meclis’te tekme tokat kavga eden bir tabloyla karşı karşıyayız.

Yumruk attığın kim?
Tekme savurduğun hangi partili?
Yerde sürüklenen, ceketi yırtılan, burnu kanayan kim?

Sonra da “davamız için yaptık” diyecekler.
Bu, tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.
Topluma örnek olması gerekenlerin sergilediği cehalettir.

Çünkü insan nefsinin ve hırslarının esiri olursa;
Hakkın yerini güç,
Adaletin yerini çıkar,
Merhametin yerini acımasızlık,
Aklın ve ilmin yerini cehalet alır.

Son sözü İranlı düşünür Dr. Ali Şeriati’nin veciz sözleriyle bitirelim:

“Bir kere toplumun fikir seviyesi geriledi mi;
dindarıyla dinsizi, aydınıyla cahili arasında fark kalmaz.
Vakit o vakittir ki;
koşan yürüsün,
yürüyen dursun,
duran otursun,
konuşan sussun…”

Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.