Yağmurun ardından Eskişehir düşünceleri

Yağmurlu bir gündü… Yağmur hafiften hafiften çiseliyordu.
Biz Aydınlı Egeliler yağmura alışığızdır. Karı daha çok dağların tepesinde görürüz. Karın bereket olduğunu bilir, “pınarlar besleniyor, içtiğimiz suyun kıymetini bilmek lazım” diye konuşuruz.

Ama Eskişehirli hemşehrilerimiz için kar bambaşkadır. Kış geldi mi 40-50 santim kara alışmışlardır. Son yıllarda ise kara hasret kaldıklarını, “ah bir de kar yağıverse” diye özlemlerini dile getirirler. Rakımı yüksek ilçelerden gelenlere şehir merkezinde ilk sorulan soru şudur:
“Kar var mı, dize kadar oldu mu?”

Şöyle bir iki üç gün yağıverse…
Barajlar doluverse…
Üreticinin yüzü bir gülüverse…
Emeğimizin karşılığı mahsullerimiz bir de parasını etse…

Şükür dolu, sabır dolu, helâl alın teriyle yoğrulmuş hayatlar…
Bitmeyen uğraşlar, tükenmeyen umutlar…

ESKİŞEHİR: DÖRT MEVSİM GÜZEL BİR ŞEHİR

Eskişehir, iklim değişikliği, kuraklık ve su sıkıntısına alışmaya çalışsa da, o eski karlı kış günlerine duyulan hasreti hiç unutmuyor. Ama kabul edelim; Eskişehir her mevsim güzel… Yazı ayrı, kışı ayrı, sonbaharı ayrı, ilkbaharı ayrı güzel…

Çünkü bu şehre büyük bir usta dokunmuş:
Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen…

Adeta bir heykeltıraş inceliğiyle, tam 30 yıla yayılan bir emekle Eskişehir’i yoğurmuş, ona yeni bir kimlik kazandırmış. Kurtuluş Savaşı’nın, Balkan göçlerinin, Kırım’dan, Kafkasya’dan gelen insanların yorgunluğunu taşıyan eski bir Anadolu şehri…
Tarım ve hayvancılıkla ayakta duran, savaş sonrası yıpranmış bir şehir…

Ve bugün…
Sanayi, üniversiteler, kültür, sanat, turizm ve modern kent yaşamıyla adeta bir başarı hikâyesi…

SANAYİ, ULAŞIM, ÜNİVERSİTELER VE ÖĞRENCİ KENTİ

Beyaz eşya sanayi, uçak sanayi, lokomotif ve vagon fabrikaları, toprak sanayi, tarım ve hayvancılık işletmeleri…
Ulaşımda hızlı trenlerin kavşak noktası:
Eskişehir–Ankara, Eskişehir–Konya, Eskişehir–İstanbul, Eskişehir–Sivas…
Şimdi de Bursa, Balıkesir, Bandırma hatları…

Üç büyük üniversite:
Anadolu Üniversitesi, Osmangazi Üniversitesi, Eskişehir Teknik Üniversitesi…
Yaklaşık 300 bin öğrenci…

Şehir tam anlamıyla bir öğrenci kenti olmuş. Esnaf da buna göre şekillenmiş. Her bütçeye uygun lokantalar, kafeler…
Öğrencinin yüzü gülüyor, şehir de genç kalıyor.

KALABAK SUYU VE BELEDİYECİLİK KÜLTÜRÜ

Bir de Eskişehir’in meşhur Kalabak Suyu var…
1936’dan beri şehrin pınarlarından akan, içimi hoş, mineralli, marka olmuş bir değer…
Halkın yüzde 70-80’i Kalabak Suyu içiyor.

Osmanlı’dan kalma saka kültürü, bugün modern bir belediyecilik anlayışıyla sürdürülüyor. Milyonu aşan nüfusa rağmen, uygun fiyatlı ve düzenli su hizmeti…
Bu da sosyal belediyeciliğin en somut örneklerinden biri.

AYŞE ÜNLÜCE VE KURUMSAL BELEDİYECİLİK

Bu noktada Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ayşe Ünlüce’den söz etmemek haksızlık olur.
Büyükerşen ekolünden gelen, bürokrasiyi bilen, kurumlar arası iletişimi güçlü, ortak aklı önceleyen bir yönetim anlayışı…

“Düne güven, yarına inan” sloganı aslında bir belediyecilik felsefesi…

2025’in ilk 9 ayında bütçe fazlası veren bir büyükşehir:
7 milyar 89 milyon TL gelir,
6 milyar 598 milyon TL gider,
Yaklaşık 491 milyon TL bütçe fazlası…

Yeni tramvay vagonları, yeni otobüsler, 2026 için 26 ayrı yatırım projesi…
Kırsal kalkınmadan hayvancılığa, çevreden kültür-sanata, spordan turizme, çocuklardan bisiklet yollarına kadar geniş bir vizyon…

YAĞMUR BİZİ NERELERE GÖTÜRDÜ?

İşte bakın…
Yağan bir yağmur, bizi nerelere götürdü?
Neleri düşündürdü?

Rahmettir yağmur…
Bereket getirir…
Su kaynaklarını doldurur…
Ama aynı zamanda bize iyi yönetimin, planlamanın, aklın ve emeğin neler başarabileceğini de hatırlatır.

O zaman yazıyı şu eski şarkının mırıldanışıyla bitirelim:

Yağmurun sesine bak,
Aşka davet ediyor..
Cama vuran her damla,
Beni harap ediyor.

Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.