Asıl akran zorbalığı Meclis’te!

Bu ülkede yirmi üç yıldır çeşitli türde çekilen acılar ve eziyetler söz konusudur. Bu ülkenin insanı yıllardır acı ve geçim sıkıntısı çekmektedir. Mesleklerimizi sağlıklı ve doğru şekilde yapmamız doğrudan engellenmektedir. Zira karşımızda sürekli olarak görev yapmayan, görev yapmamakta direnen, şikayet edildiklerinde iftiralar atan, bulundukları makam ve mevkileri kullanan, sürekli olarak suç işleyen, yalancı tanık bulan, dinleyen, bıraksanız ülkeyi satacak karakterde çok sayıda kişi vardır. Adliyelerde hakim ve savcılar tarafından duruşmalar yapılmak dahi istenmemektedir. Bu sebeple zorla mazeret dilekçeleri toplanmakta, duruşma günleri istediğimiz zamanlara değil özellikle başka duruşmalarımızın olduğu tarihlere verilmekte, uyardığımızda aldırış edilmemekte, gün değişikliği taleplerimiz kasten dikkate alınmamakta ve davalar kasten, kötü niyetli şekilde uzatılmaktadır. Bir avukat olarak her daim bu kişilerin karşısında durdum ve durmaktayım. Ancak bu durum artık çekilmez hal almıştır. Hayatlarımızdan çalınmaktadır.

Ülkemiz yıllardır çok fazla yara almaktadır. Hatta bizleri yaralayanlar tüm bunlar yetmezmiş gibi acılarımızın üzerinde yıllardır tepinmektedir. Bizim yaralarımızı kimseler sarmamaktadır.

Şahsım adına konuşmam gerektiğinde ve dönüp baktığımda güvenip oy verebileceğim bir tek isim ve bir tek parti dahi yoktur. Siyaseti yalan bilen kesimler herkesi ve tüm ülkeyi harcamayı ve yalnızca kendi kişisel menfaatlerini kollamayı planlamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti yirmi üç yıldır çok zor günler yaşamaktadır. Bu ülkede on beş yaşındaki çocukların liselere giriş sınavında çalkantılar yaşanmış ve sınava şaibeler karışmıştır. Hakimlik ve savcılık yazılı sınav soruları ise yıllar boyu dağıtılmıştır. Hatta mülakatlar her defasında liste yöntemiyle yapılmıştır. Ne kadar başarısız varsa hepsi hakimlik ve savcılığa alınmıştır. İstenen kişiler kazanamadığı için bir dönem yetmiş barajı dahi kaldırılmıştır.

Bu ülkede yıllar boyu öksüzün, yetimin ve diğer çocukların, hatta hepimizin hakkına girilmiştir.

Bu ülkede binlerce kadın cinayeti olmuş ve halen de devam etmektedir. Kafası koparılan kadın vücutlarıyla yüzlerine ve vücutlarına kezzap atılan kadınlar görülmektedir.

Bu ülkede annesi öldürülen çok sayıda çocuk vardır. Bu çocuklar öksüz kalmıştır. Hatta annesi, babası tarafından öldürülen binlerce masum bebek ve çocuk vardır. Bu çocukların suçu nedir? Artık bir şeyler raydan çıkmıştır. Başta önlem alınmadığı gibi geride kalanların ve yaralıların zararları da giderilmemekte ve cezasızlık hat safhada olmaktadır. Bu kadınların hiçbirisi gerektiği gibi korunmamaktadır. Kadınlarımız lehine bir elektronik kelepçe dahi çok görülmektedir. Kadınlarımızın ellerine bir kağıt parçası verilip buna da bir aylık uzaklaştırma denilmekte ve hepsi adliyelerden gönderilerek kendi başlarının çaresine bakmaya terk edilmektedir.

Çocuklar suça sürüklenen çocuk sıfatıyla adliyelere gidince "Şimdi söveyim mi lan sana?" diyen yaşı genç kadın 'çocuk savcısı' görülmektedir. “Şimdi söveyim mi lan sana?” ne demektir? Bu çocuklar birer dışlanmış çocuktur. Çoğu da kimsesizdir. Savcılar çocuklara bu muameleyi yapmaktadır. Şimdi de onlara sahip çıkar gibi yaklaşan çeteler, çocuklara teker teker el koymakta ve çocukları suçta kullanmaktadır. Bu ülkede Türk evladı Türk evladını vurmakta, yaralamakta, hatta öldürmektedir. Türk çocukları genç yaşta, çocuk yaşta kara topraklara girmektedir, öldürülmektedir, hatta katledilmektedir. Çocuğu ölen annelerse sokaklarda eylem yapmaya mecbur kılınmakta, üzüntüden dudakları uçuklamakta ve insanlık dışı muamele görmektedir.

Yıllar önce hamile bir öğretmen adayı, cumhurbaşkanının üç çocuk yapın dediğini, (karnı burnunda bir haldeydi ve) hamile olduğunu ama atanamadığını söyleyip bu çocuğa nasıl bakacağını sorduğunda, kimse onun yüzüne bile bakmamıştır. Şimdi de kimse çocuk yapmamaktadır. Peki bu insanlar haksız mıdır? Hayır. Hepsi de sonuna kadar haklıdır.

Bu ülkede insanlar yıllar boyu sevgisiz evliliklere zorlanmış ve teşvik edilmiştir. Şimdi de kimse evlenmemektedir. Çünki yıllar önce kamuya atanmak, hakim ve savcı olabilmek için hükümet ve devlet bürokrasisi ile hakim ve savcı gibi devlet memurları eliyle fotoğraflar üzerinden eşleştirmeler yapılmıştır. Hakimler mahrem imamları olmuştur. Kimse sevdiği kadınla, sevdiği adamla evlenmemiş, bundan kaçmıştır. Hatta kimse sevmemiştir. Çok sayıda kişi koltukla, makamla ve parayla evlenmiştir. Zamanla diğer insanlar da sevmez, pek çok kişi koltuk arar olmuştur.

Evin içindeki hane halkı dahi birbirlerinin parasını ve eşyasını çalar olmuştur. Ama bu vahim olaylardan dahi ceza çıkmamaktadır. Kimseye ve hiçbir şeye güven kalmamıştır. Aile kurumu yok edilmiştir.

Ülkemizde şehitlerimiz için bir milli yas çok görülmüştür. Şehitlerimizin olduğu günde hükümet eliyle internetler kapatılmış ve acımızı yaşama hakkımız elimizden zorla alınmıştır. İnsanların paylaşımda bulunmaları engellenmiştir. Bu ülkede şehitlerimizin kanına rağmen kimseye sormadan ve bizlere hesap verilmeden terörle çirkin pazarlıklar yapılmıştır.

Artık bu ülke, bu millet, bu kadar acının üzerine yeni bir acı yaşamamalıdır. Hiçbirimiz yeni bir acıyı daha kaldırmaya zorlanamayız. Bunu hak etmiyoruz.

Bu ülke gelişmeli, kalkınmalı ve ilerlemelidir. Bu ülkedeki torpil çarkı bozulmalıdır. Torpilin, kayırmacılığın tekerine çomak sokulmalıdır. Torpilli atamalar araştırılmalı ve iptal edilmelidir.

Ülkeye idam cezası getirilmelidir. El kadar çocuğa, yeni doğan bebeğe tecavüz edenler halkın gözünün önünde idam edilmelidir, darağacında sallandırılmalıdır.

Evlilik müessesesi ciddiye alınmalı ve korunmalıdır. Zina suç sayılmalıdır. Para karşılığı vücudunu satanlar cezalandırılmalı ve fuhuş yapmak suç olmalıdır. Saatlik kiralanan oteller ve karavanlar izlenmeli ve incelenmelidir. Fuhuş yapıldığının tespiti halinde bu yerler kapatılmalıdır.

Bu acılı milletin acılarının üzerinde daha başka kimselerin tepinmesine izin verilmemelidir. Bizler ölümlü birer varlığız. Ancak bu ülke bizlerden sonra da devam edecektir. Doğmuş ve doğacak çocuklarımız mağdur olmamalıdır. Gelecek diye bir kavram var ve bizler geleceğimizin yok edilmesine izin vermemeliyiz. Günün birinde bizler yok olacağız ama gelecek kıyamete kadar var olacaktır. O gelecekler kim bilir gurur duyacağımız ne nesiller yetiştirecektir? Bizim amacımız ve çabamız onlara sağlıklı ve huzurlu bir ortam bırakabilmek olmalıdır. Bu hayatı bencil şekilde yaşayamayız. Çocuklarımıza en güzel mirasımız bu olacaktır. En güzel miras çocuklara ev, arazi, arsa, otomobil, para bırakmak değil, çocuklara bizler olmadan da kendi başlarına ayakta durabilecekleri, okuyabilecekleri, çalışabilecekleri, para kazanabilecekleri bir yaşam ve ortam hazırlamaktır.

Şöyle bir baktığımda Türk çocuklarının çoğunun çok mutsuz olduğunu görüyorum. Geçen sene yurt dışından Kahramanmaraş'a gezi için gelen bir yabancı çift ile çocuklarını gördüm. Maraş dondurmacısı dondurma sopasını döndürdükçe çocuk sanki çatlayacak gibi kahkahalarla gülüyordu. Çocuğun kahkahaları o kadar büyüktü ve sevinci içten ki şaşkınlıkla onu izledim. Öğrendim ki başka ülke vatandaşı. O an anladım ki Türk çocuğu değil. Bir an için hüzünlendim. Zira bizim çocuklarımız bir an önce o dondurmayı almak istiyor. Sabırsız ve öfkeli.. Neden? Neden bizim çocuklarımız eğlenmeyi bilmiyor acaba? Bilmiyor. Çünki seyahat ve eğlence görmüyor. Bırakın mutlu olmalarını, bu ülkede halen dilenen, su satan, mendil satan, peçete satan milyonlarca çocuk var. Demem o ki orta gelir düzeyinde bir Türk vatandaşını baz aldığımızda görüyoruz ki, bizim vatandaşımız yurt dışına gidemiyor, yurt dışında hatta yurt içinde bile tatil yapamıyor. Ama yurt dışından bizim ülkemize geliyorlar ve geziyorlar. Bizler ülkemizde bir yaz tatiline bile gidemiyoruz. Kimi parasızlıktan kimi de sürekli çalışıp didinmekten, her ay o ayki döngüsünü sağlamaya çalışmaktan. Çocuklarımızsa bırakın tatile gitmeyi, okullarına bile gidemiyor. Zira okula gidince başlarına ne geleceği bile belli değil. Meclis ise zaten başlı başına bir akran zorbalığı öncüsü. Milletvekilleri ve bakanlar her gün kavga ediyorlar. Sonra da çocuklar için "Akran zorbalığı var." diyorlar. Asıl akran zorbalığı Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve meclisteki milletvekillerinin ve bakanların birbirlerine uyguladığı sözlü, fiziksel ve psikolojik şiddettedir. Meclisteki kişiler Türk halkına ve çocuklarımıza çok kötü örnek olmaktadır. Her akşam televizyon ekranlarında onların yumruklarını görmek ve hakaretlerini duymak zorunda değiliz. Ama buna mecbur tutulmaktayız.

Ülkede aileler de mutsuzdur. Ekonomik sıkıntılar hat safhadadır. Evde ana babalar gergin olduğunda çocuklar da o stresi sokaklara ve/veya okullarına, sınıflarına taşımaktadır.

Televizyonlara baktığımızdaysa neredeyse sağlıklı dizi, film ve program yoktur ya da yok denecek kadar azdır. İnsanlara aldatma, bir arkadaşın, komşunun ya da akrabanın karısını veya kocasını ayartma ve elinden alma sanki bir övünç kaynağıymış gibi sunulmaktadır. Hatta insanları tahrik ve rahatsız edici türde ve kötü örnek mahiyetindeki diziler tam da akşam saatlerine konulmaktadır. Televizyonlarda hiç yer almaması gereken bu görseller bırakın yer almamasını, tam da akşam yemek saatlerinde ve herkes çoluk çocuk evinde otururken topluma servis edilmektedir. Oysa bir şehit ailesiyle yapılan çekim gece yarısı saat 23.30'dan sonraya atılmaktadır. Bu nasıl bir saygısızlıktır? Bu nasıl bir kıymet bilmemezliktir? Bu nasıl bir vefasızlıktır?

Bu ülkede uyarıcı ve uyuşturucu madde kullanan kişilere yıllar boyu televizyon ekranlarından milyonlara seslenme, haber ve program sunma imkanı verilmiştir. Madde kullanıcısı ya da bağımlıları, hatta fuhuşa teşvik/yardım/yer temini gibi suçlara karışanlar halkın karşısına çıkarılmıştır. Bu nasıl bir haber ve yayın anlayışıdır? Bu nasıl bir denetimsizliktir?

Özetle ülkemiz çok zor durumdadır. Bunu sürekli olarak reddeden kişilerse ülkeye zarar vermekte ve kendi şahsi menfaatlerinin peşinden koşmaktadır.

Ülkemizin ve insanımızın geçmiş acıları, şu anda yaşadığı sıkıntıları ve gelecek kaygısı vardır. Ülkeyi ve ülke insanını önemsemek zorunludur. Aksi düşünülemez. Hayatlarımızın ve acılarımızın üzerinde kimsenin tepinmeye hakkı yoktur. Buna izin vermeyecek olansa bizleriz. Zira bizler bu ülkenin asıllarıyız. Bizler insanız. Bizler okuyanız. Bizler çalışanız. Bizler bilgiyiz. Bizler bilinçliyiz. Bizler sorumluluk sahibiyiz. Bizler bu ülkenin vatandaşız. Bizler bu ülkede söz hakkı sahibiyiz. Bizler bu ülkenin gerçek sesleriyiz. Bizler bu ülkenin gerçek sahipleriyiz. Bizler bu ülkenin gerçeğiyiz. Bizler bu ülkenin ta kendisiyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.