Nevzat ARSLAN
Yörük kadını
Bu toplumda kadın-erkek, her zorluğu, her acıyı, birlikte göğüsledi. Yörüklük bir yaşam biçimidir, farklı bir ırk da hiç değildir. Orta Asya steplerinden Anadolu topraklarına nasıl geldik? Çadırımızla, davarımızla, atımızla, kılıcımızla savaştık ve bu topraklara yerleştik.
Bizim Karaçakal oymağı, 1877 yılında zorla en son iskan edilmiş, yerleşik düzene en son geçen, kendi oymak adıyla köy tüzel kişiliğine geçer. Babamın dedesi Ekiz Halil Hoca, 1902-1922 yılları arasında köyümüzün ilk muhtarı olarak görev yapmıştır.
Karısı Emine ebemiz, 15 yaşındaki kızını, devletin, adaletin olmadığı bir asır öncesi, eşkiyadan, çalıkakıcıdan korumak için geceleri ormanda, kaya altında gizlediğinden kızcağız hastalanır, vefat eder. Bu defa Emine kadın aklını oynatır, kızının cenazesinde, benim kızın nişanı var diyerek çeyiz sermeye başlar, teselliyi sigarada bulur. Baş köşeye kurulur, sigarasını tellendirir, herkese kendisini dinlettirdiği anlatılırdı. Biraz muzipliği de varmış ki, rahmetli amcam gülümseyerek, "ebem bize 'el kızının saçını haftada iki kez ıslatın' diyerek nasihat ederdi" demekteydi.
Yörüklerde kadınlar, asıl Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı döneminde ülkece zor günler yaşadılar. Erkekler şehit düşer ya da sakat döner, köy ve kasabadan farklı bir zorluk yaşar Yörük kadınları...
Çocukları, çadırı, davarı ile dağın başındadır. Göçebe yaşamda zorlu bir mücadele vardır. Çadırda, tek odada, yağmurda, karda, kışta, sıcakta yaşam sürmek hiç de kolay değildir. Göçte, erkek sürü ardında iken, kadın çadırı kurar, eşyayı yerleştirir, çorbayı kaynatır, evin aşını, köpeğin yalını hazırlar. Odun toplar, pınara suya gider. Tan yeri ağardığında kadın, ilk uyanandır. Kocasının hükümet işi olur, pazara gider. Davar beklemez ki, kadın çocuğunu kolanla sırtına bağlar, sürüsünün ardında, dere, tepe, yağmur, çamur demez. Yörük kadını, dağda, kaya altında, çadırda tek başına da doğurur. Göç yolunda doğurursa, göbek bağını kestiği bebesini, sarıp kucakladığı gibi göç kervanına katılır...
Sarıkeçili Yörükleri Dernek Başkanı Pervin Çoban Savran anlatıyor:
“Çumra'yı ziyaret eden Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu'na sorunlarımızı içeren dosyayı kalabalık arasından bizzat verdim ve taleplerimizi aktardım. Ancak, 'sizin erkekleriniz yok mu, onlar nerede?' diyen Sayın Bakanımızın ifadeleri beni son derece rahatsız etti, üzdü. Benzeri ifadeleri Orman Bölge Müdürlüğü yöneticilerinden de duydum. Bir kadın olarak sorunlarımızın çözümü için uğraşıyor olmamdan rahatsızlık duyulması anlaşılır gibi değil. Bizim kültürümüzde kadın erkek ayrımı yoktur."
Mustafa Kemal Atatürk şöyle demiş:
“Yörükler Türk millletinin çalışkan ve üretken evlatlarıdır. Babam Ali Rıza Efendi yerli olarak Selaniklidir. Kendileri Yörük sülalesinden gelir. Annem her zaman Yörük olmaktan iftihar ederdi.”
“Arkadaşlar gidip Toros Dağlarına bakınız; eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla Türk'ü yenemez.”
Bugün kurulan Yörük dernekleri ile bu Kültür yaşatılsa da dikkat edilmesi gereken husus bölünmeden, kırılmadan yürümek. Dernekleşirken, ayrışmak uzak olsun. Aman Dikkat! Sam amca çok sever böyle adımları...

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.