Eşekli Kütüphaneci ve Kabakçı Mustafa

Değerli okurlar bu zamana kadar yok seçimler nasıl olacak hangi parti çoğunluğu alacak diye durmadan beyin cimlastiği yaptık. Seçim sonuçları ise hiçbir partiyi iktidar yapmadı.

Şimdi koalisyon kurma hazırlıkları başladı ama hiçbir parti diğerine yanaşmıyor.

Muhalefette olan partilerin hiçbiri AKP ile koalisyon yapmak istemiyorlar. Nedeni ise Sayın Cumhurbaşkanı. Kimisi Cumhurbaşkanı yasal sınırlarına çekilmeli diyor kimisi ise kaçak sarayı boşaltsın diyor. Sonunda neler olacak ileri ki günlerde hep birlikte göreceğiz

Benim asıl yazmak istediğim bu atmosferden uzaklaşıp Cumhuriyet döneminde bu ülkenin harcı olan aklıyla beyni ile bulduğu pratik çözümlerle bulundukları görevlere ne kadar layık olduklarını gösteren iki insanını yaptığı hizmetler insanı duygulandırıyor.

Bunlardan ikisinin kısa hikâyesini anlatmak istiyorum.

EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ MUSTAFA AMCA

Yıl 1943. Genç Mustafa'nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi'ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: "Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun." Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

— Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?

— Alıyorum.

— Eee, o zaman ne karıştırıyor ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.

23 yaşındaki genç memur "Ne yapayım, ne edeyim?" diye düşünür durur.

Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler.

Eşi önce "Deli misin bey?" der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.


O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir.
Çünkü o zaman da şimdiki gibi, "Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin.  

Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da" zihniyeti aynen var.

O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180–200 kitap sığar. Sandıkların üstüne "Kitap İade Sandığı" yazar.

 Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. 
Kütüphaneye de bir yazı asar:

"Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.

Bu vatansever kütüphaneci Mustafa Bey Ürgüp’ün bütün köylerine eşekle kitap taşır herkesin okuması için

Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, "kendi görev tanımı dışında davranıyor" diye.
50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir.

2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp'e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Bakın Nevşehir'den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.

Nur içinde yatsın

KABAKÇI  MUSTAFA

Osmanlının genç cumhuriyete bıraktığı yoksulluk, çaresizlik bir sürü borç yüzünden ülke bir uçtan bir uca yoksulluğun ve çaresizliğin içinde bırakılır. Büyük önder Atatürk’ün önderliğinde kalkınma başlatılır.

Yoksulluğun yaygın olduğu yıllarda köyün birine bir öğretmen atanır. Öğrencilerine anlatacak ve gösterilecek hiçbir araç ve gereç bulamaz. Ne yapsın öğrencilerine de görüntülü anlatması şart.

Dünya haritası olmadığından kendi yaratıcı aklını kullanarak bir su kabağı bulur. Kabağın ortasından bir çubuk geçirip üzerine de kıtaları okyanusları ve bazı ülkeleri çizer.

Öğrencilerine ülkeleri ve okyanusları anlatırken kabağa çevirerek Dünya üzerindeki kıtaların ve okyanusların yerini gösterir.

Bir gün köye müfettiş gelir. Masanın üzerindeki kabağı görür hocaya sorar.

“Hocam bu nedir”?

“Efendim bu su kabağı bunun üzerine kıtaları ve okyanusları çizerek öğrencilerime görsel olarak anlatıyorum”  der.

Müfettiş çok etkilenir ve öğretmene çok düzgün bir not verir.

Aradan bir sene geçer bir öğretmenler toplantısında kabakçı Mustafa öğretmenin bulunduğu bir toplantıda bu konuyu bütün öğretmenlere anlatır.

Kuşadası’nda sitemizin gazinosunda otururken Arif Emin Gezer isminde çok sevdiğim bir emekli öğretmen bu hikâyeyi anlattı.

Tabi ben de çok etkilendim görüyor musunuz zevk ve şevkle yapılan hizmetlerde ne güzel buluşlar çıkıyor.

Bu gibi yoktan var eden değerli insanlara, eğitimcilere ne kadar ihtiyacımız var. Acaba şimdi bunlardan halen mevcut olan var mı?

Saygı duyulacak eli öpülecek insanlar. Işıklar içinde yatsınlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum