Servet TÖZ
Kuşadası’nda asıl soru: İfade mi, senaryo mu?
Kuşadası’nda yaşananlar artık sıradan bir soruşturma olmaktan çıktı. Tutuklamalar, etkin pişmanlık iddiası, gözaltılar ve dosyada gizlilik kararı bulunmasına rağmen kamuoyuna yansıyan ifadeler, ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Geçtiğimiz mart ayında İstanbul merkezli soruşturma kapsamında Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel ve beraberindeki dört kişi tutuklandı. Ardından Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Kuşadasıspor Başkanı Ferdi Zenginoğlu’nun üç avukat tarafından ziyaret edildiği ve etkin pişmanlıktan yararlanması yönünde telkinde bulunulduğu iddiası gündeme geldi.

Sürecin ilerleyen aşamasında Zenginoğlu’nun etkin pişmanlıktan yararlanmak istediği ve bu kapsamda ifade verdiği öne sürüldü. Sonrasında aralarında YENİ Parti Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın kızı ve damadının da bulunduğu 21 kişi hakkında gözaltı kararı geldi.
Tam burada kritik soru ortaya çıkıyor:
Gizlilik kararı bulunan bir soruşturmanın içeriği nasıl bu kadar hızlı biçimde kamuoyuna sızdı?
Kim sızdırdı?
Neden sızdırdı?
Ve soruşturmanın gizliliğini korumakla yükümlü makamlar bu konuda ne yapıyor?
GÜNEL’İN “MEKTUP” ÇIKIŞI
Tam da bu tartışmaların ortasında Ömer Günel konuştu.
Günel, aylar önce Ferdi Zenginoğlu tarafından kendisine gönderildiğini söylediği bir mektupta bugün yaşanan operasyonların adım adım anlatıldığını ileri sürdü.
Daha da önemlisi, Zenginoğlu’nun kendisinden para istediğini, talebi karşılanmazsa itirafçı olacağını söylediğini iddia etti.
Eğer bu iddia doğruysa, soruşturmanın seyri açısından son derece önemli bir tablo ortaya çıkıyor.
Çünkü insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bugün yaşanacak bir operasyonun senaryosu aylar öncesinden nasıl bilinebilir?
Elbette bu iddiaların hiçbiri henüz mahkeme kararıyla kesinleşmiş değil. Zenginoğlu’nun verdiği öne sürülen ifadeler de tek başına suçun kanıtı sayılamaz.
İTİRAF MI, İFTİRA MI?
Etkin pişmanlık hukuki bir mekanizmadır. Ancak bir kişinin başka kişiler hakkında verdiği her ifade otomatik olarak doğru kabul edilemez.
İtiraf, delille desteklenmediği sürece hüküm değildir.
İddia varsa delil olmalı.
Delil varsa hukuka uygun olmalı.
Ve son sözü mahkeme söylemeli.
Aksi halde “itirafçı” sıfatı, insanların kamuoyu önünde peşinen mahkûm edilmesinin aracına dönüşür.
Bugün asıl tehlike de burada.
Sosyal medyada kurulan mahkemeler, gazetelerde kesin hüküm gibi sunulan iddialar ve daha savunması alınmadan suçlu ilan edilen insanlar...
Şimdi cevap zamanı
Ortada bir mektup varsa ortaya konulmalı.
Tarihi belli olmalı.
İçeriği incelenmeli.
Bugünkü operasyonlarla gerçekten örtüşüp örtüşmediği araştırılmalı.
Zenginoğlu’nun ifadelerinin hangi delillerle desteklendiği açıklığa kavuşmalı.
Ve en önemlisi, gizlilik kararı bulunan soruşturmanın bilgileri nasıl kamuoyuna sızdıysa bunun da hesabı sorulmalı.
Çünkü mesele artık yalnızca Ömer Günel ile Ferdi Zenginoğlu arasındaki iddialardan ibaret değil.
Mesele hukukun mu, algının mı kazanacağıdır.
Kim suçluysa hesabını versin.
Kim suçsuzsa aklansın.
Ama hiç kimse yalnızca bir iddia veya sızdırılmış bir ifadeyle mahkûm edilmesin.
Kuşadası’nın ihtiyacı taraf değil, gerçek.
Ve bugün herkesin sorması gereken soru çok net:
İfade mi önce geldi, senaryo mu?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.