Ramazan TÜLÜ
Tarih yalan söylememeli
Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti parçalanmak istenmiştir.
Mustafa Kemal Türk Yurdunun işgaline karşı Anadolu merkezli Ulusal Savaşım hareketi başlatmıştır. Bu savaşım hiç kuşkusuz toprakları yabancı güçler tarafından işgal edilmeye yüz tutmuş bir devletin yeniden inşası ve bekası bakımından oldukça önem arz etmektedir.
Bu nedenle, Mustafa Kemal ve silah arkadaşları İstanbul Hükümeti’nden bağımsız Erzurum, Sivas kongreleri düzenlenmiş ve belli bir mücadele planı yapmışlardır.
Ülkemizde yaygın akıl yürütme biçiminde ciddi bir sorunlar vardır.
Realitenin, yani somut gerçekliğin fazla önemsenmemesi, bunun yerine, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz birtakım önkabullerin (algıların) ve inançların öne çıkarılması sözkonusudur.
Önümüzde duran karmaşık gerçekleri, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz bir komplo teorisine uygun düşenleri seçip, bir araya getirme sorunu yaşıyoruz.
Siyasi ideolojilerin ortak özelliklerinden birisi, gerçeğin bir bölümünü kesip kırparak bütününden ayırmaktır.
Kimi kişi ve olaylar görmezden gelinirken, kimileri (olumlu ya da olumsuz biçimde) öne çıkarılır. Yani iyiye kötü, kötüye de iyi demek, Vatana ihanet eden birini fevkalade bir kahraman, düzgün ve vatansever birini de vatan haini yapmak hususunda mahirizdir.
Yüzlerce örnek verilebilir olsa da sadece FETÖ vakısını anımsatmamız yeter. Devletin üst makamları özellikle politikacıların övmekle, aidiyet ve biat duyguları ile övünmekte geri durmadığı "Nur Yüzlü Hoca Efendilerine" nasıl da bir "vatan haini" olarak yaftaladıklarına hemen hemen herkes tanıktır.
Objektif düşünce yapısına haiz gerçek bir aydının din ve gerçek dindarlarla bir sorunu yoktur. Cemaatler, tarikatlar ve dincilerle karşı karşıya geldikleri de bir gerçektir.
Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'in idam fermanını çıkaran ve işgalci güçlerle iş birliği yapanlar dincilerdir.
Milli Mücadele, sadece işgal güçlerine karşı değil, işgalcilerle iş birliği yapan Milli Mücadeleyi sabote edenlere karşı da yapılmıştır.
1920'de toplanarak, Mustafa Kemal önderliğinde Milli Mücadele'yi yürüten ilk Meclis'te 403 milletvekili yer aldı. Bunların 85'i din eğitimi almış kişiler veya bilfiil din adamı olarak görev yapan kişilerdi. Meclis'te 10 kadı, 7 dava vekili, 17 müftü, 42 müderris ve 9 şeyh vardı.
Milli Mücadeleciler din adamlarını dışlamamış aksine kurtuluşu onların desteği ile kazanılmışlardır.
Hatta İstanbul hükümetinin Yunan uçakları ile Anadolu’da havadan attığı fetvalarına, 100 müftünün onayıyla hazırlanmış karşı fetvalarla cevap verilmiştir.
Şevket Süreyya Aydemir bu kapışmayı "Fetvalar Harbi" diye adlandırmaktadır.
Hiçbir tarikat Ulusal Kurtuluşa topluca destek vermedi ya da topluca köstek olmadı. Halbuki müritler çıkarları gereği şeyhlerine bağlı oldukları için, kolayca bir tarafa doğru kanalize edilebilirlerdi. Üstelik bölünme ve kararsızlık, durumun nerelere gittiğini bilmemek. meçhul bir geleceğe karşı ihtiyatlı davranmak sadece onlara özgü durum da değildir.
Tarihi şöyle bir irdeleyecek olarsak:
Oldum olası tarikatlar bir menfaat uğruna, şehlerinin etrafına toplanmış, onlara değişik aidiyet duyguları ile bağlanmış müritlerden teşekkül etmiştir. Düzen içinde kendine bir yer edinip, imtiyazlı bir konuma sahip olarak iktisadi ayrıcalıklara tabi olma beklentisi içindedirler. Günümüzde de belli kadrolara atanma, devlet imkanlarından faydalanma ve ihaleleri alabilmek için hangi yapıların referansını almak gerekir sorusunun cevabını biz tahmin ediyorsunuzdur.
Fatih Sultan Mehmed’in bütün tarikatların mal varlığına el koyduğunu biliyor muydunuz?
Osmanlı tarihinin en uzun süre Şeyhülislam makamında kalan Ebussuud Efendi’nin Yunus Emre’nin şiirlerini okumayı yasakladığını duymuş muydunuz?
İslam tarihinii şöyle bir karıştırırsanız, Şeyhülislam Ebusuud Efendi'nin, Batıni inanç ve davranışların yanı sıra Vahdet-i Vücud inancına dayalı bir tasavvuf (gizemcilik) anlayışını bile zındıklık (dinsizlik) ve ilhad (dinden çıkma) saymış, bu inanç sahiplerinin şeriat adına öldürülmelerinin gerektiği istikametinde fetvalar vermiştir.
Osmanlı tarihi boyunca, günümüzdeki FETÖ olayı gibi, birçok cemaat ve tarikat isyanı olmuştur. Şeyhülislam fetvasıyla idam edilen tarikat liderlerini ‘şovmen’ tarihçilerin kitaplarından okuyamazsınız.
İbretlik diye meydanlarda sallandırılan bazı tarikat liderleri, önce paralel devlet kurmuş, sonra etrafına topladığı müritleriyle devleti ele geçirmeye çalışmıştır. Bu isyanların millete ve devlete verdiği zararları hesap etmek zordur.
Tarih övgü veya sövgü yapılan bir alan değildir. Tarih, geçmişini öğrenmek ve ders almak için okunur. Yeni yetişen nesillere tarihimizi öğretirken ‘şovmen’ tarihçilerden slogan atmayı değil, ciddi tarihçilerin kitaplarından ‘ibret’ almayı öğretmek zorundayız. "Yalan söyleyen tarih utansın" sloganı, "Keşke Yunan kazansaydı" temennisi tarih bilinci vermez ve slogan atan nesiller yetiştirir.
Bizlere yıllarca düzgün bir tarih bilgisi ve bilinci verilmedi. Müfredatın son haftalarında yetişmediği için Kurtuluş Savaşını ve Cumhuriyet dönemi hep atlandı. Hatta Mustafa Kemal Atatürk'ün çocukluğu, öğrenciliği doğru dürüst anlatılmayıp "Yaz mevsiminde dayısının çiftliğinde karga kovalayan çocuk" olarak anlatıldı ve öyle geçiştirildi.
Sonra da bizlere ‘Yalan Söyleyen Tarih Utansın’ diyerek bir yalan tarihi ezberletmeye kalkıştılar.
Tarih yalan söylemez.
Ama tarihçiler maalesef çıkarları için yalan söylemişler ve olayları çarpıtmışlardır.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.