Yağmurun altında savaşın gölgesi

Yağmur yağıyor… Aydın ve bütün Ege yağışlı. İçimde yağmurun hem sevinci, hem de kasveti, hüznü var.
Ortadoğu ise kan revan içinde. İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Gazze’de bombalar, füzeler patlıyor; okullar, hastaneler, camiler yıkılıyor. Şehirler enkaza dönmüş durumda. Ordular mertçe yüz yüze savaşmıyor; sivil halk, çocuklar, kadınlar vahşice öldürülüyor.

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un 'İstiklal Marşı'nda “tek dişi kalmış canavar” diye tarif ettiği emperyalist Batı, Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi bugün de gerçek yüzünü gösteriyor. Türk milleti yüz yıl önce nasıl yedi düvele karşı bağımsızlığını destansı bir mücadeleyle kazandıysa, bugün İran halkı da ABD ve İsrail’in beklemediği bir direnç sergiliyor. Fakat hâlâ sivil hedefler, altyapı tesisleri acımasızca bombalanıyor; insan hakları ve savaş hukuku hiçe sayılıyor.

Ortadoğu’daki bu ateş çemberi, üçüncü dünya savaşının ayak seslerini andırıyor. Ne hikmetse bütün çatışmaların bedelini İslam coğrafyası ödüyor. Türkiye ise yarım asırdır PKK terörüne karşı mücadele ediyor; askerimiz, polisimiz milletimizin bölünmez bütünlüğü için kahramanca görev yapıyor. ABD ve Batı destekli projeler hâlâ sürüyor.

Toplumda ise patlayan bombaları, yıkılan şehirleri sıradan bir olay gibi görme tehlikeli bir duyarsızlık var. Bazı çevreler mezhepçilik fitnesine kapılarak İran’ın burnunun sürtülmesini ister gibi davranıyor. Oysa İslam kardeşliği, mezhep taassubunun üstündedir. Geçmişte Alevi-Sünni, sağcı-solcu, laik-anti laik, Türk-Kürt ayrılıkları yüzünden ne acılar yaşadık; Sivas, Kahramanmaraş, Çorum olaylarını kim unutabilir? Yitirdiğimiz gençler, yok olan umutlar, tarumar olmuş bir ülke…

Cemal Kutay’ın dizeleri bugün için söylenmiş gibidir:

“Tefrika girmezse bir millete düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler onu top bile sindiremez.”

Gerçekten de İslam coğrafyası paramparça. Oysa hepimiz aynı değerlerin mirasçılarıyız. Ali de bizim, Ömer de bizim; Hasan, Hüseyin, Osman da bizim. Ayşe, Fatma, Zeynep hepsi bizim canımız. Aynı bayramlarda, aynı kandillerde, aynı acılarda ve sevinçlerde buluşuyoruz.

Bugün ABD’nin İsrail ile iş tutarak bölgeye barış değil, enerji kaynaklarını ele geçirme hırsıyla geldiği açıkça görülüyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla petrol krizinin bütün dünyayı etkilediği ortada. Tek kutuplu dünya düzeni sarsılıyor, çok kutuplu bir dünyaya doğru evriliyoruz. Uluslararası kurumlar işlevsiz hale gelmiş durumda.

Büyük devlet adamı İsmet İnönü’nün 1964'te söylediği “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye onun içinde yerini alır”” sözü bugün daha da anlamlı. Türkiye, tarihsel bağları ve ortak değerleriyle akılcı bir şekilde bir “İslam NATO’su”nun temellerini atmalıdır. Çünkü ABD’nin derdi güvenlik değil, enerji kaynaklarını ele geçirmektir.

Gönül dostlarım, yağmurun bereket getirdiği bu kasvetli günde sevinç, mutluluk ve endişelerimi sizlerle paylaşmak istedim. İran savaşı basit bir olay değildir; tarihin yeniden yazıldığı, sınırların değişebileceği bir dönemin içindeyiz. Bizim tarihî duruşumuz zalimin karşısında, mazlumun yanında olmaktır. Barış içinde yaşamak bütün mazlumların özlemidir.

Türk’ün adaleti ve insanlık değerleri, dünyanın huzuru için gereklidir. Tarih bize bu misyonu emrediyor. Haklıdan yana, adaletten yana olmak zorundayız. Bir yazarın dediği gibi:

“Tarafsız değilim. Doğruların peşindeyim. Kimin söylediği fark etmez, adaletin yanındayım. Kim için veya kime karşı olduğu fark etmez. Herkes için adalet… Zulüm bizdense, ben bizden değilim.”

Bir şarkı sözünde ne diyor?

“Zalimin zulmü varsa, mazlumun Allah’ı var.”

Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.