Servet TÖZ
Belediye başkanlarını seçmekten vazgeçmeli miyiz?
19 Mart 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik gerçekleştirilen operasyonun ardından Türkiye'nin birçok il ve ilçesinde belediyelere yönelik soruşturmalar ve operasyonlar düzenlendi. Aralarında belediye başkanlarının, belediye çalışanlarının ve belediyelerle iş yapan iş insanlarının da bulunduğu çok sayıda kişi tutuklandı.
İddialar çoğunlukla aynı: İrtikap, rüşvet, ihaleye fesat karıştırmak, edimin ifasına fesat karıştırmak ve görevi kötüye kullanmak.
Masumiyet karinesi gereği hiç kimseyi peşinen suçlu ilan edemeyiz. Ancak art arda gündeme gelen bu soruşturmalar karşısında belediyelerin yönetim sistemini sorgulamak zorundayız.

Sorun yalnızca belediye başkanlarında mı, yoksa belediye başkanlarına verilen geniş yetkilerde mi?
BELEDİYE BAŞKANI PARA BASAMAZ, ADAM ASAMAZ!
Halk arasında belediye başkanlarının yetkilerini anlatmak için kullanılan bir söz vardır:
"Belediye başkanı iki şey yapamaz. Para basamaz, adam asamaz!"
Elbette bu söz abartılıdır. Ancak belediye yönetimlerinin imar, ihale, taşınmazlar, belediye şirketleri ve milyarlarca liralık bütçeler üzerindeki etkisi tartışılmaz.
Bir imar değişikliğiyle değeri katlanan arsalar, büyük ihaleler ve belediye şirketleri üzerinden yönetilen ekonomik kaynaklar düşünüldüğünde, seçim kazanmak için finansmana ihtiyaç duyan siyasetçilere böylesine geniş yetkiler verilmesinin yarattığı riskleri görmezden gelemeyiz.
Peki, hükümet ve milletvekilleri bu sorunları bilmiyor mu?
Elbette biliyorlar.
Öyleyse neden ihale sistemi, siyasi finansman ve belediye harcamaları konusunda daha etkili denetim mekanizmaları oluşturulmuyor?
Çünkü belediyeler yalnızca hizmet kuruluşları değil, aynı zamanda siyasi partiler açısından önemli ekonomik ve örgütsel güç merkezleri hâline gelebiliyor.
BELEDİYE BÜTÇESİ BAŞKANIN REKLAM KASASI MI?
Mesele yalnızca ihaleler değil. Bir de kamu kaynaklarıyla yapılan kişisel tanıtımlar var.
Aydın'da nereye baksanız Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'nun ismi veya fotoğrafıyla karşılaşıyorsunuz.
Örneğin, Aydın Şehir Hastanesi yolunda yaptığım incelemede, Sayın Özlem Çerçioğlu’nun isminin tam 55 farklı noktada yer aldığını gördüm. Yolun uzunluğu yaklaşık 2-3 kilometre. Basit bir hesapla, neredeyse her 50 metrede bir üzerinde “Özlem Çerçioğlu” yazan bir tabela karşınıza çıkıyor.
Halk arasında "Sarı Civciv" olarak bilinen belediye otobüslerinde de Çerçioğlu'nun fotoğrafları ve faaliyetlerini tanıtan videolar yer alıyor.
Peki, bunların kamuya ne faydası var?
Her 50 metrede bir yerleştirilen tabelalar hastalara şifa mı oluyor?
Vatandaşın ulaşımını mı kolaylaştırıyor, yoksa belediye başkanının tanınırlığını mı artırıyor?
Belediye hizmetlerinin duyurulması elbette gerekli. Ancak kamu hizmetini tanıtmakla belediye başkanının kişisel reklamını yapmak aynı şey değil.
Bir uygulama hukuki olabilir. Peki, ahlaki mi, etik mi, kamu yararına mı?
Bu soruyu hangi siyasi partiden olursa olsun bütün belediye başkanları için sormalıyız.
1930 YILINDA BELEDİYE BAŞKANINI HALK SEÇMİYORDU!
Şimdi gelelim asıl önerime.
Belediye başkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi sistemini değiştirelim.
Bu öneri ilk bakışta demokrasiye aykırı gibi görülebilir. Oysa Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki belediyecilik anlayışına bakmak yeterli.
1930 yılında kabul edilen 1580 sayılı Belediye Kanunu döneminde, aynı yıl yapılan ilk çok partili belediye seçimleri de dâhil olmak üzere, halk belediye başkanını doğrudan seçmiyordu.
Vatandaş belediye meclisi üyelerini seçiyor, belediye başkanı ise meclis tarafından belirleniyordu.
Benim önerim, bu sistemi olduğu gibi geri getirmek değil; seçilmiş meclis anlayışını günümüzün ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemek.
Üstelik benzer bir yönetim modeli bugün il özel idarelerinde uygulanıyor.
İl genel meclisi üyelerini halk seçiyor. Meclis kendi başkanını belirliyor. Vali ise il özel idaresinin başı olarak yürütme görevini üstleniyor.
Peki, benzer bir model neden belediyelerde uygulanmasın?
HALK MECLİSİ SEÇSİN, BÜROKRAT YÖNETSİN!
Önerim açık:
Halk belediye meclisi üyelerini seçsin. Meclis kendi başkanını belirlesin. Bütçe, yatırım, imar ve kentin geleceğine ilişkin kararları güçlü belediye meclisi alsın.
Bu kararları ise devletin liyakat esasına göre atadığı profesyonel bir bürokrat uygulasın.
Tıpkı valiler ve kaymakamlar gibi.
Elbette atanacak yöneticinin siyasi sadakatle değil, bilgi, deneyim ve mesleki yeterlilikle belirlenmesi şart. Ayrıca seçilmiş meclisin kararlarını keyfî biçimde engellemesine izin verilmemeli.
Böylece halkın temsil hakkı korunurken belediyenin günlük yönetimi siyasi rekabetten mümkün olduğunca uzaklaştırılabilir.
ÇÖP TOPLAMANIN SAĞCISI SOLCUSU OLUR MU?
Belediyelerin temel görevleri belli.
Çöp toplamak, su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, yol yapmak, toplu taşımayı düzenlemek, itfaiye hizmeti vermek ve imar uygulamalarını gerçekleştirmek.
Şimdi soruyorum:
Çöpün sabah mı akşam mı toplanacağının siyasi görüşü olur mu?
Kanalizasyon borusunun nereye döşeneceğine parti programına göre mi karar verilir?
Otobüs güzergâhının sağcısı, solcusu olur mu?
Bunlar mühendislik, planlama ve kamu yönetimi işleridir.
Elbette hangi mahalleye öncelik verileceği, kaynakların nasıl dağıtılacağı ve kentin nasıl gelişeceği siyasi tercihler içerir. İşte bu kararları halkın seçtiği belediye meclisi vermelidir.
Ancak uygulama, siyasi kariyer peşindeki bir başkanın değil, mesleki yeterliliği bulunan profesyonel yöneticinin sorumluluğunda olmalıdır.
Bugün hayatında on kişilik bir ekibi yönetmemiş biri, seçim kazandığı için ertesi gün binlerce personelin ve milyarlarca liralık bütçenin başına geçebiliyor.
Böylesine büyük bir yönetim sorumluluğu için yalnızca seçim kazanmak yeterli görülmemeli.
ASIL TEHLİKE İMAR VE İHALE YETKİLERİNDE!
Belediyelerde ekonomik çıkar çatışması riskinin en yüksek olduğu alanların başında imar ve ihaleler geliyor.
Bir imar planı değişikliğiyle sıradan bir tarla çok değerli bir arsaya dönüşebiliyor.
Büyük ihalelerle milyonlarca liralık kamu kaynağının nasıl kullanılacağı belirleniyor.
Bu nedenle imar kararları bağımsız teknik incelemeye tabi tutulmalı, ihalelerde şeffaflık sağlanmalı ve belediye şirketleri etkin biçimde denetlenmeli.
Seçim kazanmak için finansmana ihtiyaç duyan siyasetçilerle bu ekonomik kararlar arasındaki bağ mümkün olduğunca zayıflatılmalı.
Çünkü iyi bir yönetim sistemi, yalnızca yöneticilerin dürüstlüğüne güvenen değil, yetkilerin kötüye kullanılmasını zorlaştıran sistemdir.
DEMOKRASİ SADECE BEŞ YILDA BİR BAŞKAN SEÇMEK Mİ?
Belediye başkanlarının doğrudan seçilmemesi, halkın yerel yönetimde söz sahibi olmaması anlamına gelmek zorunda değil.
Benim önerdiğim modelde halk yine sandığa gidecek, belediye meclisini seçecek ve seçtiği temsilcilerden hesap soracak.
Ancak meclis bugünkünden çok daha güçlü olacak. Belediye yönetimi tek bir siyasi figürün etrafında şekillenmeyecek.
Elbette bu modelin hayata geçirilmesi için belediye mevzuatının ve anayasal çerçevenin değerlendirilmesi, yerel özerkliğin güvence altına alınması gerekiyor.
Ancak mevcut sistemin değiştirilmesinin zor olması, tartışılmasına engel değil.
Benim savunduğum, güçlü belediye başkanı yerine güçlü belediye meclisi ve profesyonel yönetim modelidir.
ARTIK SİSTEMİ TARTIŞALIM!
Türkiye'de belediyelere yönelik yolsuzluk iddialarını yalnızca siyasi partiler üzerinden tartışmak, asıl sorunu görmemizi engelliyor.
CHP'li belediyede yanlış olan, AK Partili belediyede de yanlıştır.
Yolsuzluğun partisi, kamu kaynaklarını kötüye kullanmanın ideolojisi olmaz.
Belediyeler siyasi partilerin arka bahçesi, belediye bütçeleri siyasetçilerin reklam kasası değildir.
Bu nedenle belediye başkanlarının doğrudan seçilmesi yerine, halkın seçtiği güçlü belediye meclislerinin karar aldığı ve liyakatli bürokratların uyguladığı bir yönetim modeli ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Halk meclisi seçsin, meclis karar versin, profesyonel bürokrat uygulasın.
Çünkü belediyelerin ihtiyacı daha güçlü siyasetçiler değil, daha güçlü kurumlar ve daha iyi yöneticilerdir.
Son sözüm şu:
Bir kenti yönetmek için seçim kazanmak mı, yoksa o kenti yönetecek bilgi, deneyim ve liyakate sahip olmak mı daha önemli?
RUHUN ŞAD OLSUN ŞEHİDİMİZ
Derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz ki, Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde görev sırasında açılan ateş sonucu kahraman Mehmetçiğimiz Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü şehit olmuştur.
Vatanın bölünmez bütünlüğü, milletimizin huzur ve güvenliği uğruna canını feda eden aziz şehidimize Allah'tan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına, silah arkadaşlarına ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize sabır ve başsağlığı diliyorum.
Şehidimizin mekânı cennet, makamı âli olsun. Milletimizin başı sağ olsun.
Ruhun şad olsun Şehidimiz Yusuf Sait Ünlü.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.