Efendi BARUTÇU

Efendi BARUTÇU

Son gelişmeler “Karabağ” için bir ümit olabilir mi?

Aradan uzun yıllar geçse de “Ermeniler’in Karabağ’ı İşgali ve Hocalı Soykırımı” beynimize saplanan bir kanlı kıymık gibidir.

Bilindiği üzere 28 Mayıs 1918 tarihinde Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti kurulmuştu. Akabinde de Ruslar’ın ve İngilizler’in himayesindeki Ermeniler Bakü’yü işgal etmişti. I. Cihan Harbi’nin sonlarında Osmanlı Orduları Başkumandan Vekili Şehit Enver Paşa’nın talimatıyla kardeşi Nuri Paşa’nın komutasındaki “Kafkas İslam Ordusu” 15 Eylül 1918 günü Bakü’ye girerek bugünkü Azerbaycan topraklarını Ermeni işgalinden kurtarmıştı.

Nuri Paşa ve Bakü’de Şehitler hiyabanında yatan Mehmetçiklerimiz, Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade Bey’in deyimiyle “Azerbaycan için gökten inmiş Halâskâr (Kurtarıcı) bir Melek” ve “Bakü Fatihi” olarak hala hayırla yad edilmektedir.

Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ömrü 27 Nisan 1920 tarihine kadar sürmüş, bu tarihte Bolşevik Ruslar’ın işgaline uğrayarak “Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” haline dönüştürülmüştür. Karabağ bu işgale kadar Azerbaycan Cumhuriyeti’nin sınırlarına dahildi. Moskova’nın yaptığı ilk iş Azerbaycan’ı ikiye bölüp “Zengezur” adı verilen bölgeyi Ermenistan’a “hediye” ederek Azerbaycan ile Nahcivan’ı ayırmak olmuştu.

Bu uygulamanın birinci sebebi Türkiye ile Türk Dünyası arasındaki kara bağlantısını kesmekti. Moskova’nın zamana yayarak, 70 yıl içerisinde, tarihi Türk yurdu Karabağ’da Ermeniler’in nüfusunu çoğunluk hale getirmesi Ermeniler’in gittikçe azgınlaşmasına sebep olmuştur. Bu azgınlıkla Karabağ’daki Türklere karşı saldırıya geçen Ermeniler’in en son 26 Şubat 1992 tarihnde Hocalı’da yaptıkları soykırımı, mezalimi anlatmaya ise sözler yetersiz kalmaktadır.

Esasında Azerbaycan’da yaşanan soykırımlar geçen yüzyılın başlarından başlayıp bugüne kadar devam eden bir silsile, bir zincirdir. Karabağ ve Hocalı Soykırımları birbirini takip eden ve tamamlayan sistemli olaylardır. Bu yüzyıllardır süregelen tarihi stratejinin, siyaset silsilesinin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkıveren yeni bir halkasıdır. Ancak Hocalı’yı Ermeniler ve Ruslar açısından esas cazip kılan husus Ruslar’ın burada dış dünyayla bağlantısını kurabilecek yegâne askeri havaalanına sahip olmasıdır.

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yıllar önce bir Ermenistan ziyaretinde dile getirdiği “Benim köküm Tiflis’e bağlıdır, damarlarımda Ermeni kanı akar, atalarım Tiflis’tendir, Ermeni kanımı ise başkası ile mukayese etmek gereksizdir” sözleri kendisinin Rusya gibi bir büyük devletin Dışişleri Bakanı sorumluluğundan ziyade meseleye nasıl bir ırkçılıkla baktığının açık bir göstergesidir.

thumbnail_karabağ.jpg

Karabağ Meselesine gelince...

Her şeyden önce meseleyi yanlış adlandırıyoruz. Rusya’nın desteğindeki Ermenistan’ın (Karabağ Ermenilerinin değil) işgal ettiği topraklar “Dağlık Karabağ”dan ibaret değildir.

Sovyetler Birliği’nin kurulması esnasında sınırlar çizilirken komşu ülkelerin kendi aralarında ihtilaflı alanlar oluşturulmuştur.

Özellikle başta Rusya Federasyonu, ABD, Fransa ve diğer Batılı devletlerinin desteğindeki Ermeni Diasporası’nın dünya çapındaki propagandalarıyla Ermenistan’ın günümüzde bile bizden istediği toprak, para ve itibar, işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çok daha fazladır. Temel dayanakları ise I. Cihan Harbi sonrasında ABD tarafından ilan edilen Wilson Prensipleri doğrultusunda özellikle Anadolu’nun doğusunda “Vilayet-i Sitte (Van, Erzurum, Sivas, Elazığ, Bitlis ve Diyarbakır)”  diye adlandırılan bölgede bir Ermenistan kurma hayaliyle ilgilidir. Bu oyun Osmanlı Devleti’nin çok daha erken davranarak 24 Nisan 1915 tarihinde aldığı Tehcir kararıyla bozulmuş ve bu yanlış hesap Talat Paşa’dan dönmüştür. ABD’nin hala Türkiye’nin güney sınırlarını tanımıyor olmasının esas sebeplerinden birisi de budur.

Batı Dünyası’nın ve Rusya’nın günümüzde de Ermeni tezini desteklemesi ise yüz yıl önce Ermenilere verdiği sözleri yerine getirememenin mahcubiyeti, Hristiyanlık taassubu ve Ermeni diasporasının baskısıyla oluşan iç politik sebeplerindendir. Zira bu mesele ABD ve Fransa devletlerinin iç politikalarında tesir uyandıran önemli bir faktördür.

Geçtiğimiz günlerde -27 Eylül 2020- Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarına yeniden saldırıya geçmiş olması tesadüfi veya hissî bir sebebe dayanmamaktadır. Bu saldırıyla Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ve Adalar Denizinde (Ege Denizinde) görünüşte Yunanistan’la ama esasından bütün Batı Dünyasıyla derin ihtilaflar yaşadığı bir dönemde Batılı güçlerin Ermenistan üzerinden Türkiye’nin başına yeni gaileler açmaya yönelik bir teşebbüsü ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

Tabii burada bir de Fransa’nın tavrı göze çarpmaktadır. Fransa’nın bu kadar yaygara yapmasının sebebi Rusya, ABD ve Avrupa terörden korktuğu için fırsattan istifade Türkiye’yi terörist olarak göstermek ve Batı kamuoyunda Türkiye aleyhtarlığının daha da artmasına sağlamak gayretidir. Bunun esas sebebi de Fransa’nın Kuzey Afrika’da, Doğu Akdeniz’de, Adalar Denizi’nde (Ege Denizi) ve Kafkaslarda emperyalist emellerine ulaşmak için Türkiye’yi engel olarak görmesidir. Fransa aynı şekilde kendi topraklarını işgalden kurtarmak için harekete geçen Azerbaycan’ın yaptığı askerî harekatı da terör eylemi olarak göstermektedir.

Geçtiğimiz günlerde ABD’nin Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğu ve Ermenilerin işgale son vermesi gerektiği şeklindeki açıklaması ümit vericidir. Hatırlanacağı üzere Batı Dünyası’nın Rus doğalgazı ve petrolüne bağımlı olmaktan kurtulması için Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının kredilerini ABD finanse etmişti. Bu boru hattı ABD’nin bölgedeki çıkarları açısından büyük önem arz ettiği için Azerbaycan’ı tamamiyle gözden çıkarması mümkün görülmemektedir. Ama öbür taraftan Ermenistan’ı da Kafkaslarda bir atlama tahtası olarak gördüğünden ayrıca da Hristiyanlık gayreti ve ABD’deki güçlü Ermeni lobisinin baskıları sebebiyle -hele de Başkanlık seçimine 1 ay gibi kısa bir süre kalmışken- ABD’nin Ermenistan’ı da tamamiyle gözden çıkarması yine mümkün görülmemektedir.

Kardeş Azerbaycan Cumhuriyeti bu Ermeni kudurganlığına anında ve misliyle cevap vermektedir. Çatışmaların başladığı günden bugüne kadar kamuoyuna yansıdığı kadarıyla Azerbaycan ordusu Karabağ’daki işgal edilmiş bir kısım köy ve kasabaları kurtarmış olsa da  sıcak çatışmaların ne kadar süreceği BM’nin ve özellikle Rusya Federasyonu’nun tutumuna bağlıdır. Rusya Devlet Başkanı Putin her ne kadar son açıklamasında Ermenistan’ı hatalı görse de Rusya Federasyonu’nun kolay kolay Ermenistan gibi azad kabul etmez sadık bir müttefikini gözden çıkarmasını beklemek çok gerçekçi değildir.

Dikkat çekici bir başka hususta 2010 yılı Ağustos ayında Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti arasında imzalanan 10 yıl süreli askeri iş birliği anlaşmasının (ki bu anlaşmaya göre taraflardan birisine 3. Ülkeden yapılacak herhangi bir saldırı her iki ülkeye de yapılmış sayılacaktır.) süresinini 2 Ağustos 2020 tarihinde dolmasından hemen sonra Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırıya geçmesidir.

KAFKASSAM Başkanı Prof. Dr. Hasan Oktay konuyla ilgili birkaç gün önce şöyle bir değerlendirme yapmaktadır:

“Kafkasya’da birbirine bağlı zor bir denklem: “Karabağ kimin olacak ?”

Karabağ’ı alan iktidarına devam edecek, kaybeden ise tarihin çöplüğüne mahkum olacaktır. Ermenistan’da kurucu devlet başkanı Levon Ter-Petrosyan, Karabağ konusunda bir çözüm yolu üzerinde düşünmeye başlayınca meşhur Meclis baskınıyla iktidardan düşmüş ve yerine Karabağ klanına mensup Robert Koçaryan gelmişti. Karabağ konusunda “Şahin tutumu” ile bilinen Koçaryan ve yerine gelen Serj Sarkisyan 16 yıl boyunca Ermenistan’ı “Karabağ Fatihi” söylemiyle yönetmiştir. Fakat Karabağ bölgesi Ermeni halkına “kuru bir cihangirlik edebiyatı” dışında hiç bir şey kazandırmadı. Halk ekonomik ve sosyal olarak sürekli geriledi ve Ermenistan ciddi anlamda nüfusunun dış göçe gidişini engelleyemedi. Bu gelişmeler Ermenistan’da halkı ciddi anlamda karamsarlığa ve umutsuzluğa itti. Netice de Paşinyan sokak hareketleriyle iktidara geldi.

Paşinyan’ın iktidarının 2. yılında 25 yıllık “Dağlık Karabağ Sorunu” bu haliyle gidemezdi. Paşinyan, Azerbaycan’ın topraklarını işgalden kurtarmak için başlattığı harekat karşısında şimdi ciddi bir yol ayrımında. Ermenistan Rusyacıları da Paşinyan’ı başarısız göstermek için cephede savaşmıyor. Bu durum karşısında manevra yapma şansı kalmayan Paşinyan ise Karabağ’ı Azerbaycan’a bırakıp Ermenistan’da reformlara devam edecek ve yeniden Ermenistan’ın kuruluşunu sağlayacak. Fakat bu hareket karşısında Rusyacı Ermeniler darbe yapıp Paşinyan’ı gönderirler.

Paşinyan bu denklemin kaybedeni gibi.

Aliyev’in 4 gündür süren işgal altındaki toprakları azat etme hareketi başarıya ulaşırsa Azerbaycan Devletleşme, Milletleşme ve Türkleşme sorununu çözmüş olur. Yok Karabağ konusunda 7 köyü geri alarak bunun üzerinden bir Zafer edebiyatı arkasına sığınmaya kalkarsa bu sefer Aliyev’in iktidarı sallanır.

Azerbaycan Rusyacıları ile Ermenistan Rusyacıları bakalım kimi iktidardan edecekler.

Aliyev ya da Paşinyan belki de hatta Putin bile bu denklemde devre dışı kalabilir.

Zor bir soru.!”

Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in, “Ermeniler’i barış masasına oturtacağım ve Azerbaycan’ının sınırlarını kabul ettireceğim.” sözleri bir siyasî hedeftir. Azerbaycan’ın Ermenistan üzerine karşı saldırıya geçmesi bu siyasî hedefe ulaşmak için başvurduğu askerî hedeftir. Siyasî hedefe ulaşmak için askerî hedefin çok iyi tayin edilmesi gerekmektedir. Azerbaycan, Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çıkarılması hakkındaki BM kararına rağmen yaklaşık 30 yıldır kılını kıpırdatmayan Ermenistan ve Minsk Grubu’nun ateşkes çağrılarına kulak asmadan bu askerî hedeflerine ulaşıncaya kadar harekatına devam etmelidir.

Ayrıca gerçekleşmesi imkansız gibi görülse de Azerbaycan askerî harekatını Zengezur üzerine de yöneleterek Nahçivan ile kara bağlantısını birleştireceği en azından bir koridor oluşturmalıdır. Bu koridor aynı zamanda Türkiye ile Azerbaycan’ın kara bağlantısı ve ayrıca Azerbaycan’ın üzerinden Türk Dünyası ile kara yolu bağlantısı gibi muhteşem bir sonuç doğuracaktır.

Yine Rusya ve Kafkaslar konusunda uzman olan TÜRKSAM Başkanı Dr. Sinan Ogan da özetle şöyle söylemektedir:

“Paşinyan, Turuncu Devrimler silsilenin bir sonucu olarak iktidara gelmişti. Rusya’nın ve Rus oligarklarının Ermenistan’daki faaliyet alanlarını her geçen gün daraltmaktaydı. Ve son zamanlarda Batı yanlısı politikalar izlemekteydi. ABD’nin en büyük Büyükelçiliğini Erivan’da açması tesadüf değildir. ABD’nin Ermenistan’da bir büyük havaüssü kurma planı vardır. Rusya bütün bunları önlemek için bir oyun kurmuş, önce Ermenistan’a çok büyük miktarda silah ve mühimmat göndermiş ve Azerbaycan bunu dünya kamuoyuna duyurmuştur.”

Paşinyan’ı bu son saldırı konusunda gaza getiren bir başkası da üzerinde çok etkili olan eşi Anna Hakobyan’dır. Bu kadın, Askeri üniformalarla ve Ermenistan’a yerleşen PKK’lı teröristlerle fotoğraflar çekilip bunları sosyal medyada paylaşmaktaydı. Ayrıca Ermenistan’ın yeni askerî stratejisi olarak 100.000 kişilik bir milis güç kuracağından bahsetmekteydi. Lübnan’dan ve Suriye’den Azerbaycan’a karşı savaşmak üzere Ermenileri bu milis güçlerini katılmaya Ermenistan’a davet etmekteydi.

Açıkça görülüyor ki Ermenistan son saldırı da Rusya’nın oyununa gelmiştir. Çünkü Azerbaycan’ın nüfusu Ermenistan’ın nüfusunun 5 mislidir. Ermenistan’da yaşayan nüfusun %70 Kadındır. Erkek nüfusun büyük bir çoğunluğu -önemli bir kısmı da Türkiye’de olmak üzere- çevre ülkelere çalışmak üzere dağılmış durumdadır. Ermenistan’ın askerî harcamaları 2 milyar dolar, Azerbaycan’ın askerî harcamaları ise 20 milyar dolar’dır. Azerbaycan ayrıca Rusya’dan satın aldığı tankları İsrail’de modernize ettirmiştir.

Azerbaycan ordusu uzun yıllardır karşılıklı anlaşmalar gereği Türk askerî uzmanları tarafından da eğitilmektedir. (Bu konuda büyük emekler veren daha sonra Paralel yapının kumpasıyla tutuklanıp cezaevinde şüpheli bir ölümle kaybettiğimiz Kaşif Kozinoğlu’nu da rahmetle anmak gerekir.)

Azerbaycan halkı 7’den 70’e 1993’te yaşanan mağlubiyetin utancını üzerinden atmak için 27 yıldır beklemektedir.

Azerbaycan devleti, Minsk Grubu ve diğer Dünya devletlerinin ateşkes çağrılarına çok da kulak asmadan siyasî hedeflerine ulaşmak için gerekli olan askerî hedeflerine ulaşıncaya kadar bu harekatı devam ettirmelidir. Çünkü, düşmanı ele geçirdiğinizde derhal onu zararsız olamayacak hale getirmelisiniz. Kesin netice almadan göstereceğiniz merhamet veya iltimasın sonunda yeni zaaflara yol açacağı unutulmamalıdır.

Devam Edeceğiz...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.